3 dk okuma

Size Değer Veren Birini Kaybetmenin İnce Sanatı

İnsan doğasının en karmaşık ve belki de en trajik çelişkilerinden biri, ömrü boyunca kusursuz bir sevginin ve ilginin peşinden koşarken, onu bulduğu an kendi elleriyle yok etme eğilimidir. Herkesin kendi telaşına düştüğü, ilişkilerin yüzeysel bir hızla tüketilip çöpe atıldığı bu çağda; size hiçbir karşılık beklemeden, sadece "siz" olduğunuz için değer veren birini bulmak adeta bir mucizedir. Peki, bu nadide mucizeyi hayatınızdan nasıl çıkarırsınız? Sizi kendi gözünden bile sakınan birini kaybetmek sanıldığı kadar zor değildir. Bunun için büyük ihanetlere, sarsıcı yalanlara veya sinematografik vedalara ihtiyacınız yoktur. Sevgi, gürültülü felaketlerden ziyade sessiz ihmallerle ölür. İhtiyacınız olan tek şey; biraz kanıksama, bolca ihmal ve bir tutam duygusal körlüktür.

Birini kaybetmenin ilk ve en garantili adımı, onu "çantada keklik" sanmaktır. Ona, ne yaparsanız yapın nasıl olsa gitmeyeceğine dair o meşhur zehri kendi içinizde yutarak başlayın. Size gösterdiği özeni, sarf ettiği çabayı ve yaptığı fedakârlıkları bir lütuf değil, sizin en doğal hakkınızmış gibi görün. Bir zamanlar kalbinizi ısıtan o küçük sürprizlere, sabah atılan günaydın mesajlarına veya yorgun bir anınızda size uzatılan bir bardak suya kayıtsız kalın. Teşekkür etmeyi lügatınızdan çıkarın. İnsan ruhu şefkatle beslenir, minnettarlıkla büyür; siz bu gıdayı kestiğiniz an, ilişkinin köklerini de kurutmaya başlamış olursunuz.

İkinci adım, önceliklerinizin sırasını değiştirmektir. Hayatınızdaki her şeye; işinize, sıradan arkadaşlarınıza, sosyal medyadaki sanal dünyanıza ve hatta en anlamsız hobilerinize bile zaman yaratırken, söz konusu o olduğunda sürekli "çok meşgulüm" kartını oynayın. Size ihtiyaç duyduğu anlarda yanında olmayın. Onu hayatınızın merkezinden alıp, sadece boş zamanlarınızı dolduran bir "seçenek" konumuna düşürün. Enerjinizin en neşeli ve tahammüllü kısmını dışarıya harcarken, onun yanına sadece yorgunluğunuzu ve stresinizi taşıyın. Bir insanı değersiz hissettirmenin en kesin yolu, ona varlığının da yokluğunun da pek bir şey değiştirmediğini hissettirmektir. Unutmayın; kimse, hayatında figüran olduğu bir başrolde uzun süre kalmak istemez.

Bu süreçte "duygusal sağırlık" geliştirmeyi ihmal etmeyin. Size kırgınlıklarını, üzüntülerini veya beklentilerini anlatmaya çalıştığında onu gerçekten dinlemeyin; sadece vereceğiniz cevabı düşünerek savunmaya geçin. Duygularını "Yine abartıyorsun", "Gereksiz alınganlık yapıyorsun" gibi cümlelerle küçümseyin. Sizi kıran şeyleri dile getirdiğinde empati kurmayı reddedin ve haklı çıkmayı, bir kalbi onarmaya tercih edin. Anlaşılmadığını hisseden bir ruh, duvarlara konuşmaktan bir süre sonra yorulacak ve susacaktır.

Tüm bu görünmez darbeleri istikrarla indirdiğinizde, karşı taraf yavaş yavaş değişmeye başlar ve siz sürecin son, en tehlikeli evresine girersiniz: Sessizlik.

Size gerçekten değer veren insanlar, birdenbire kapıları çarparak, tabakları kırarak ya da bağırıp çağırarak gitmezler. Eskiden sizinle saatlerce tartışan, sorunları çözmek için dil döken o insan, yavaş yavaş susmaya başlar. İşte en büyük yanılgı burada yaşanır. Siz tartışmaların bittiğini, onun nihayet sizi olduğunuz gibi kabul ettiğini ve ilişkinin huzura kavuştuğunu sanırsınız. Oysa o sessizlik, barışın değil, vazgeçişin sesidir. Size değer veren kişi şikâyet etmeyi, üzülmeyi, bir şeyleri düzeltmek için çırpınmayı bırakmışsa; artık zihninde sizinle olan bağını kesiyor demektir. İçinde sizin için yanan o ateş sönmüş, geriye sadece küller kalmıştır.

Ve bir gün, hiç beklemediğiniz sıradan bir sabahta, kapıyı çarpmadan, bir tek kötü söz söylemeden hayatınızdan çıkar gider. Çünkü size değer veren insanlar öfkeden değil, yorgunluktan ve hayal kırıklığından giderler. Sevildiklerine ve önemsendiklerine dair son umut kırıntısı da tükendiğinde, kendilerine duydukları saygıyı yanlarına alarak sessiz bir zarafetle uzaklaşırlar.

İşte o an, arkanızda bıraktığınız devasa boşluğun soğuğu yüzünüze çarptığında asıl gerçeği anlarsınız: Paha biçilemez bir mücevheri, sırf her gün elinizin altında duruyor diye sıradan bir taş sanıp uçuruma fırlatmışsınızdır. Şefkati acizlik, sevgiyi garanti, sabrı ise sonsuz sanmanın bedeli, geri kalan ömrünüzü o kaybedilmiş insanın sıcaklığını arayarak geçirmektir.

Size değer veren birini kaybetmek bir kaza değil, bir dizi bencilce seçimin sonucudur. Ve bu ince sanatı icra edip birini kaybettikten sonra geri dönüp bakmanın hiçbir faydası yoktur. Çünkü hayattaki en büyük kayıplar fırtınalarla kopup gidenler değil; kıymeti bilinmediği için sessizce, usulca süzülüp gidenlerdir.